Author Archives: mmoistan_ismuh

Kraliçe Arı Sendromu

        Kraliçe arı sendromu’ bayatlamış cinsiyet ayrımcılığına dayalı bir önyargıdan ibaret olup…

İş yaşamında kullanılan bu tanımlama arı kovanından ve kovandaki kraliçe arının durumundan geliştirilmiştir.  Kraliçe arının kovanda tek olması ve diğer tüm arıların ona özen göstermesi, tekliğinin farkında olması ile iktidarını sürdürmek için gösterdiği mücadeleden türetilmiştir.

Bu kavram 1973 yilinda Toby Epstein Jayarante, Carol Tavris ve Graham L. Staines tarafindan yapilan calismalarla ortaya atilmistır.

Bu kavram kadın yöneticilerin iktidarını ve gücünü korumak için “erkek gibi davranma” rakip gördüğü diğer kadınlara engelleyici davranışlarda bulunma ya da mobbing uygulama biçiminde ve Erkek egemen ortamlarda ayrı ayrı başarılı olan ve yüksek statüye ulaşmada toplumsal cinsiyet kalıplarını onaylama olasılığı yüksek olan kadınları anlatır bu sendrom (Blau; 2007: 13). Çalışma hayatından özellikle üst kademede bulunan kadınların, diğer kadınları ezerek, yok sayarak yönetme durumu olarak özetleniyor.

Yaygın olarak kavram bu biçimde açıklanıyor. Ancak zaten iş yaşamına zorlukla devam eden ve kadın olmaktan kaynaklı yaşadığı ayrımcılık, hem iş hem de toplumun her alanında karşına çıkan bir kadın yönetici neden böyle davranır? Ya da bu çok yaygın olarak kullanılan kavram bir ön yargıdan mı ibarettir.

Kadınlar iş yaşamında sistemin diğer erkekleri de içine aldığı gibi rekabet, hırs ve kendini sürekli ispat etmek üzerine kurulu bir sistemde kadınların ataerkil toplum değerleri ve geleneksel roller, cinsiyet temelli ayrışma/ayrıştırma, başarı/zirve/yalnızlık korkusu, (Negiz-Yemen: 2011: 201-202) gibi durumların herbirinin kadınların daha fazla sistemde tutunma ve iktidarlarını koruma üzerine çeşitli yönelimler belirlemeleri kaçınılmaz olabilir.

Kraliçe arı sendromunun bir önyargıdan ibaret olduğunu gösteren Bickford (2011), yapmış olduğu araştırmada başarılı kadınların büyük bir kısmının ekipteki diğer üyeleri desteklemekte ve onların gelişimi için gayret göstermekte olduğunu görmüştür ve bu kadınlar ekip arkadaşlarının başarılarını kendilerine bir tehdit olarak algılamamakta ve bu başarılarla gurur duymaktadır. Bickford’a (2011) göre, ‘Kraliçe arı sendromu’ bayatlamış cinsiyet ayrımcılığına dayalı bir önyargıdan ibaret olup, kadınlara gerekli eğitimin verilmesi ve düzgün rol modellerle desteklenmesi ile kadınlar kariyerlerine yukarı doğru daha sağlam adımlarla ilerleyebileceklerdir. Bickford (2011), kıdemli kişilerin cinsiyet ayırımı gözetmeden oluşturmuş oldukları kadınların adil olarak temsil edildikleri ekiplerdeki kadınlar, erkek egemen davranış kalıpları taklit etme zorunluluğu hissetmemişler ve başarıyı yakalayarak kendilerini ispat etmişlerdir tespitinde bulunmaktadır. Hem bu tespit hem de buraya kadar değinilen hususlar temelinde ‘kraliçe arı sendromu’ iş hayatındaki üst düzey yöneticilik pozisyonunda bulunan kadınların erkeklere oranla çok az bir paya sahip olmasına sebebiyet verecek bir durum olarak değerlendirilmemektedir.

Sonuç olarak Kraliçe Arı sendromunu bireylerin durumundan çok örgütsel aygıtların bu durumu besleyecek özelliklerinin ortadan aldırılması ile önüne geçilebilir. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin getirdiği modellemeler şirketlerin yönetim biçimlerinde de görünmektedir. Eşitlik vurgusu ve kadınların istihdam ve statü olanaklarından daha fazla yararlanmasını sağlayacak yöntemlerin geliştirilmesi ile önüne geçilebilir.

 

Aşırı denetimci olma, iktidarını, gücünü ve neler yapabileceğini herkese ispat etme telaşı, hırslarının profesyonelliğinin önüne geçmesi, işleri değil insanları kontrol etme isteği ve korku yaratarak düzeni sağlama çabasının kadın yöneticilerin kadın çalışanlara uygulaması bu sendrom kapsamında değerlendirilebilir.

İmalat Sektörü- Mustafa ESER Röportajı

-İmalat sektörü dünü, bugünü ve geleceğine dair kısa bir bilgi verebilir misiniz?

İmalat sektörü deyince ikiye ayırmak gerekir; birincisi seri ürün üretimi, ikincisi ise seri üretim araçları üretimi. Bir tekstil makinesinde kumaş dokumak birinci guruba tekstil makinesinin kendisini üretmek ise ikinci guruba girer. Keza bir pres tezgahında çay kaşığı üretmek birinci, pres makinesi üretmek de ikinci guruptur.

Birinci guruba giren ve genellikle doğrudan tüketime gidecek ürün üretimi konusu cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren gelişmeye başlamıştır. Özellikle 1930 lu yılların ortalarına kadar kurulmuş olan devlet kuruluşları örnek olmuştur; Sümerbank, Etibank vb gibi. Devamında özellikle de 1950 yıllarından itibaren özel kuruluşlar da bu tür tüketici ürünlerini üretmeye başlamış ülkemiz, çevre ülkelerle mukayese edildiğinde hızlı bir gelişme göstermiştir. Bu durum bugün için de geçerlidir.

İkinci gurup sorunludur. Cumhuriyetimizin ilk dönemlerinde kurulan DDY işletmeleri (Eskişehir, Sivas, Adapazarı fabrikaları oldukça önemli yatırımlar yapılmıştır) bekleneni verememiştir. Bugün ülkemiz lokomotif ve organlarını Çin den ithal etmektedir. Keza büyük bir hızla başlamış olan uçak ve motoru üretimi 1940 lı yıllardan itibaren gerilemiş ve 1950 yılları başında tamamen durmuştur.

Yürüyen araçlarda durum biraz farklıdır. Ülkemiz ne seri üretimde ne de üretim araçlarının üretiminde gelişememiştir. 1960 yılından itibaren başlayan kıpırdanmalar geçen elli yılı aşkın zaman içinde hemen hiç gelişememiş, ülkemiz montaj yapmaktan ileri gidememiştir. Son zamanlarda savunma sanayiindeki gelişmeler bile yeterli değildir. Motor ve güç aktarma organları milli değildir, üretimleri için verilen çabalar henüz neticelenememiştir.

Bu sektörde çalışmak isteyen mühendisler için önerileriniz neler olacaktır?

Başarılı mühendis olmak önemlidir ve mühendiste başarı ölçüsü dünyanın gelişmiş ülkelerinde mühendislerin yaptıklarını yapabilmeleridir. Başarının ön şartı kişinin doğuştan yapısının uygun, istediği mühendislik dalında eğitim alması, istediği konuda gelişerek tecrübelenmesi ve çok çalışmasıdır. Kişinin mühendisliğinin gelişiminde yapısal uygunluk bize göre 1/5, diğerleri ve özellikle de kişisel gayreti 4/5 dir.

-Sektörde istihdam olanakları konusunda ne düşünüyorsunuz? Özellikle yeni mezunların karşılaştıkları temel sorun deneyim eksikliği nedeni ile istihdam olanaklarından kısıtlı bir biçimde yararlanmakta oldukları görülüyor. Sizce bu sorun nasıl aşılabilir?

Her iki gurup üretim yapılmadıkça mühendisliğin gelişimi de eksik kalacaktır. Bu husus dışında çok önemli bir sosyolojik faktör vardır: tecrübe edinme dâhil eğitimin her kademesinde “biz zaten yapamayız”, “yapacağız ancak bizi bırakmıyorlar”, “ithal daha ucuz ve kaliteli” gibi çoğunlukla da biz orta yaş ve üzerindeki beceriksiz mühendislerin söyledikleri sözler. Son birkaç on yıldır sıkça söylenen de “dünya artık üretim değil bilgi çağını yaşıyor” ve “nano teknoloji dönemi geldi” gibi aslında doğru ancak beceriksiz mühendislerin arkasına gizlendiği durumdur.

Ülkemizde maalesef genç mühendis adayının durumu iyi değildir.

  1. Kendisine asıl olanın yaratıcı mühendislik (creative engineering) olduğu öğretilmemektedir,
  2. Lisans eğitimi temel bilgileri verir veya vermelidir,
  3. Yaratıcı mühendislik ise bir ihtisas işidir ve kişi ancak bir konuda gelişebilir,
  4. Yaratıcı mühendislik tasarım ile başlar, numune üretimi, araştırma-geliştirme çalışmaları, seri üretime dönük süreç yönetimi çalışmaları ve seri üretim olarak devam eder.

Bugün, teknolojik gelişmiş dünyanın mühendislik olarak yaptığı bu ve benzer çalışmalardır. Doğaldır ki mühendisin ürettiği ürünlerin kullanımı ve faal tutulması da bir mühendislik hizmetidir ki ülkemizde mühendisler çoklukla bu konuda çalışmak durumunda kalmaktadırlar.

Genç mühendislere iş sahaları açılması yaşça bir öndeki mühendislerin işidir. Bu hususta kendimi hep utanarak yaşama durumunda olan bir mühendis olarak görmekteyim. İyi eğitimli genç mühendislerimizin ithalat memuru, banka mali müfettişi, siyasetle uğraşmak gibi konularda çalışmak zorunda kalmaları da ibret verici olaylardır.

 

-Diğer öneri ve görüşleriniz nelerdir?

Mühendislik, özellikle de yaratıcı mühendislik kişinin talebine bakılarak lise döneminde başlamalıdır. İhtisaslaşma esastır bu da lisans eğitimi sonrası olur. Sınai işletmeler ve devlet genç mühendislerin ve bunları eğitecek kişilerin yetişmesi konusunu desteklemelidir. Özellikle de eğiticilerin ihtisas eğitimi ve eğitim mahallerinin teşkilatlanması da teşvik kapsamına alınmalıdır. Aksi halde;

1970 yıllarında ülkemizde Takım Tezgâhı üretimi var idi, artık yok. Bu tür makinaları son 20-30 yıl içinde ortaya çıkmış ülkelerden ithal ediyoruz. Keza bu yıllarda başlamış olup Dizel Motoru üreten fabrikalarımız artık yok. Ve hatta son günlerde popüler olan Tank Motoru, Lokomotif Motoru, Yerli Otomobil Motoru gibi projelerimiz de korkarım ki başarısız olur.

 

Mustafa Eser

Makina Mühendisi

Isı Tekniği Alanı- Cafer Ünlü Sunum ve Röportajı

Sayın Cafer Ünlü ısı tekniği haftası kapsamında yapılan “ Meslektaş Buluşması ve Eğitim Forumu” başlıklı buluşmada, genç meslektaşlarına diğer konuklarımız ile birlikte deneyim aktarımında bulundu. İş ve Mühendis olarak bizlerde Cafer Bey’in bu buluşmadaki sunumundan yola çıkarak görüştük ve özellikle yeni meslektaşlarımız için iş hayatlarını planlarken ışık tutacak bilgileri aktarmak istedik.
Cafer Ünlü Kimdir?

1953 Yılında doğdu. 1975 Yılında Mak.Müh. oldu. 1976-1980 Yılları arasında HalkBank’ta teknik kontrolör olarak çalıştı. 1981-1995 yıllarında Klinger-Yakacık Valf’te, Satış Mühendisi olarak başladı, Şirket’in Pazarlama ve Satış Müdürlüğünü yaptı. Daha sonra şirketin Yönetim Kurulu Üyeliğine getirildi. 1995 yılında Klinger-Yakacık’tan ayrılarak, Intervalf San. ve Tic. Ltd. Şti.’ni kurdu. Burada Türkiye’nin ilk Buhar Akademisi’ni açtı. 2003 yılında Türk Tesisat Mühendisleri Derneği (TTMD) Yönetim Kurulu Üyeliğine, 2009 -2011 döneminde Yönetim Kurulu Başkanlığına seçildi.
2009 yılında kurucusu ve Genel Müdürü olduğu İntervalf şirketi, İngiliz Spirax-Sarco grubuna dahil oldu. Bu birleşimle oluşturulan Spirax Intervalf’te 2011 sonuna kadar Genel Müdür ve Yönetim Kurulu Başkan Yardımcılığı görevini sürdürmüştür.
2011-2013 dönemi Akdeniz ülkeleri (İspanya, Portekiz, İtalya, Fransa ve Türkiye) Tesisat Mühendisleri Dernekleri Kongre Organizasyon Birlikteliği “CLIMAMED” Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini yapmıştır. 2009-2012 Yılları arasında ISKAV Y.K. Başkan Yardımcılığı, 2012-2014 Yılları arasında ISKAV Y.K. Başkanlığı görevinde bulunmuştur. Halen ESCON Enerji Y.K. Başkanı olarak çalışmaktadır.
Buhar tesisatları ve buhar cihazları el kitabı ile “Enerji Tasarrufu ve Enerji Geri Kazanımı” konularında seminer ve kurs notları yayınlanmış, sektörel dergilere onlarca makale yazmıştır.


Cafer Bey; sunumunuzda öğrenmek ve bilgi üzerinde çok durdunuz buradaki okuyucularımız için de aktarabilir misiniz?

Geleceği yeniden düşünmek” kitabında 21. Yüzyıl okuryazarlığını tanımlayan Alvin Toffler, “21. Yüzyılın cahili okuma yazma bilmeyen değil, ÖĞRENEMEYEN, eskiden öğrendiklerini ileri taşıyamayan ve YENİDEN öğrenemeyen olacaktır. ” der. Buradan yola çıkarak öğrenmeyi öğrenmek gerekliliği ortaya çıkıyor. Öğrenmeyi öğrenmek ise mevcut bilgileri kullanarak yeni durumlar için gerekli bilgiyi kendi kendine üretmektir.
Algılarımızı açık tuttuğumuz sürece bilgi önümüzde durmaktadır. Ancak sunumumda çeşitli istatiksel bilgiler verdim ne yazık ki Türkiye’de kaynaklar açık olmasına rağmen bu kaynaklara ulaşan sayısında sıkıntılar mevcut. Üzülerek belirtmeliyim ki OKUMUYORUZ. Dünyadaki gelişmiş ülkeleri incelediğimiz zaman, okumak ile gelişmişliğin paralel gittiğini görüyoruz.caferunlu_2caferunlu_3caferunlu_1

 

Meslektaşlarınıza iş hayatlarında genel bilgi düzeyinin yüksekliğinin her iş türü için işe yarar bir durum olduğundan bahsediyorsunuz; iş hayatlarının ve kendi kişisel gelişimleri için neler önerirsiniz?
Okuldan mezun olduğumuz zaman teorik ders bilgilerine sahip oluyoruz. Aldığımız bilgiler, temel ve genel bilgilerdir. Bir mühendis; tasarım, uygulama, işletme, üretim veya pazarlama bölümlerinden birini seçebilir. Bu bölümler de her sektöre göre farklılıklar içerir. Bu nedenle çalıştığımız sektör ve çalıştığımız iş kolunu iyi tanımalıyız. Yapılan işlerdeki mevcut durumla yetinmemeliyiz. Gerek çalıştığımız sektöre gerekse topluma yararlı, çevreye duyarlı çalışmaların içinde bulunmalıyız. Bu amaca da ancak, okuyarak, yeni teknolojiler ve yeni gelişmeleri izleyerek, ayrıca, bu gelişmelere fikir ve görüşlerimizle katkı koyarak ulaşabiliriz.
Kariyerini bilgi ve yetkinliklerini geliştirmek üzere planlamayanlar, gerek çalıştıkları işyerinde yükselme konusunda, gerekse başka iş bulma konusunda başarılı olamazlar. İnsanın kariyeri boyunca birbiri ile tutarlı ama farklı yetkinlikleri geliştirmeye çalışması onun daha değerli olmasını sağlar. Bu nedenle, insanların iş hayatında 5-6 yılda bir pozisyon veya proje değiştirmeleri tavsiye ediliyor. Dolayısıyla, işin içeriğinin değişimi ve gelişimi de pozisyon değişimi ile eşdeğer olarak algılanabilir.
Çalışmak bir mutluluktur. Kariyerinin değerini bilenler, yetkinliklerini, insan ilişkilerini ve etki alanlarını sürekli olarak geliştirmeye çalışanlardır. Sürekli gelişim, yaşam kalitesinin artırılmasının anahtarıdır.

Özellikle yeni mezun mühendisler için önerileriniz neler olabilir?
Yeni mezunların önündeki en önemli konu, iş bulmaktır. İş görüşmeleri esnasında davranışlar ve dikkat edilmesi gerekli noktalar şöyle özetlenebilir.
– İş başvurusu yaptığınız firmayı gitmeden önce araştırın. Yaptığı işin konusu, sektördeki yeri vb konularda bilgi toplayın.
– Görüşmeye zamanında gidin.
– Görüşme esnasında kendinize güvenin.
– Her hangi bir iş deneyiminiz olmasa bile okulda veya stajda yaptığınız projelerinizden bahsedebilirsiniz.
– Ücret konusunda, bir maaş aralığı belirtebilirsiniz. Şu konu unutulmamamalıdır ki her şirketin bir ücret politikası vardır. Başlangıç için istediğiniz ücrette çok fazla ısrarlı olmayın. Başarılı bir kişi o şirkette hakettiği ücreti mutlaka alacaktır.

Enerji sektöründe çalışmak isteyen mühendisler için neler önerirsiniz?
Ülkemiz enerjide dışa bağımlıdır. Tükettiğimiz enerjinin dörtte üçünü ithal ediyoruz. Tükettiğimiz enerjiyi de verimli kullanmıyoruz. Avrupa ülkeleriyle bir karşılaştırma yapacak olusak; bugünkü Avrupa seviyesine gelebilmemiz için mevcut tüketimimizi % 40 civarında azltmamız gerekiyor. Binalarda %40-60 arasında , sanayide de %10 -40 arasında enerji tasarruf potansiyeli var. Bunun anlamı; gerek binalarda, gerekse sanayide enerji verimlliği ve bunun sonucu olarak ta enerji tasarrufu konusunda yapılacak çok şey vardır. Bugün enerji verimliliği konusunda çalışan firmaların sayısı çok az. Sanayideki enerji mühendislerini sayısı ise yeterli değil.
Enerji konusu tüm dünyanın gündeminde birinci sıraya oturmuştur. Enerji konusunu tercih edenler, bilgilerini artırıp, gelişmeleri izlerlerse; kendileri, çalıştıkları işyerleri ve toplum için yararlı olurlar.

Cafer Ünlü

Isı Tekniği Alanı- Prof. Dr. İ. Cem Parmaksızoğlu

İ. Cem Parmaksızoğlu
1975 İ.T.Ü. Makina Fakültesi, Kuvvet-Isı Kolunu, 1977 İTÜ Makina Fakültesi, Enerji kolunu bitirmiştir. 1985 yılında İTÜ Makina Fakültesinden Doktor ünvanı almış, 1989 yılında Doçent ve 2005 yılında Profesör olmuştur. Kısa ve uzun süreli olarak Sulzer (A.G.) İsviçre ve U.C. Lawrence Berkeley Laboratory’de çalışmıştır. İTÜ Makina Fakültesinde CAD-CAM Merkezi Müdürlüğü görevinde bulunmuştur. Halen İTÜ Makina Fakültesi Makina Mühendisliği Bölümü, Termodinamik ve Isı Tekniği Alanında Profesör olarak çalışmaktadır. MMO/352/5 nolu Kalorifer Tesisatı kitabının yazarlarından biridir.
Isı Tekniği haftasında 25 Ekim Pazar günü yapılan Eğitim forumu ve sektörün öncüleri ile yapılan meslektaş buluşmasında Termodinamik ve Isı Tekniği alanına dair katılımcılara bilgiler verdi.
Biz de bu sayımızda sizlere kendisinin sunumundan özet bilgiler vermek istedik. Bu alanı merak eden ve çalışmak isteyen mühendisler için önemli noktaları aktarıyoruz ve faydalı olacağını düşünüyoruz.
Tesisat Kolu; sağlıklı, güvenli, konforlu, enerji verimli, çevreci, üretken bina, sanayi ve benzeri yapılar ile taşıtlara ait mekanik tesisatların tasarımı, yapımı ve işletilmesi ile ilgili mühendislik konularını kapsar.
TESİSAT MÜHENDİSLİĞİNİN GEÇMİŞİ
20. yüzyılın ilk yarısında o güne kadar mimar ve inşaat mühendisleri tarafından yapılan yapı tesisat işleri, ilk kez makina mühendislerinin görev ve yetkileri kapsamına alınmıştır.
20. yüzyılın ikinci yarısı inşaat sanayiinde büyük gelişme olmuş, enerji ve konfor şatlarının önem kazanması ile tesisat sektörü güçlü bir sektör haline gelmiştir.
GÜNÜMÜZDE TESİSAT MÜHENDİSLİĞİ
i.parmaksizoglu

Tesisat Mühendisliği aşağıdaki uzmanlık alanlarında hizmet vermektedir :
Isıtma
Havalandırma
Soğutma
İklimlendirme
Sıhhi Tesisat
Kızgın Su
Buhar
Kızgın Yağ
Gaz
Yangın, Tutuşma, Patlama, Sigorta Bilirkişiliği
Yenilenebilir Enerji
Basınçlı Hava, Hidrolik Devre
Teknolojik Borulama
Baca
Otomatik Kontrol Ve Otomasyon Sistemleri
Tozsuzlaştırma, Tıbbi Ve Temiz Oda
Isı Yalıtımı
Çamaşırhane
Bahçe Sulama
Mutfak
Depremden Korunma V.B.

Tesisat mühendisleri büro (proje-teklif), şantiye (saha) ve fabrikalarda çalışmaktadır.
Tesisat mühendisliği, Makina mühendisliğinin tüm temel konularını kapsamakta olup,
• Buhar kazanı
• Buhar türbini
• Gaz türbini
• Isı ve kütle değiştiriciler
• Vantilatörler
Kompresörler v.b. makinalarla çalışmaktadırlar

Hidrolik ve Pnömatik Sektörü – Şemsettin Işıl Röportajı

Şemsettin bey, Hidrolik ve Pnömatik Sektöründe geniş bir deneyime sahipsiniz; sektörün durumu ve geleceği hakkında bize biraz bilgi verebilir misiniz?

Hidrolik ve Pnömatik Sektörü modern anlamda gelişmeye 1980 ve sonrasında başlamıştır diyebiliyoruz. İlk yıllarda daha çok komponent (devre elemanları) ithalatı ve yedek parça satışı konularında faaliyet gösteren firmalar, ülkemizde gelişen makina imalat sektörüne paralel olarak önceleri Pnömatik daha sonra da Hidrolik komponentleri tek veya seri olarak üretmeye başlamışlardır. Bu üretimlerin devamında proje ve tasarım hizmetleri ve Hidrolik Güç Üniteleri üretimi de gelişerek devam etmiştir.

Önceleri yurtdışı markaların Türkiye Temsilcilikleri niteliğinde ve daha çok ithalatçı kimliği ile varolan sektörde, son yıllarda yerli seri üretim imkanlarıyla ihracat yapar hale gelen firma sayısı da artmaya başlamıştır.

1990’lı yıllardan itibaren yabancı sermayeli kuruluşların da Türkiye’de bu alanda yatırım yapmaları (Festo, Bosch Rexroth, Parker, Hydac, SMC, Eaton vs.) gelişmeyi hızlandırmıştır. Yerli ve yabancı sermayeli üreticiler, ithalatçılar, mühendislik firmaları, satıcılar ve tesisat montajcıları olarak dallara ayırabileceğimiz bu kuruluşlar sektörün bütününü oluşturmaktadır.

Sektörün temsilcisi dernek olan AKDER Akışkan Gücü Derneği ve Avrupa Hidrolik ve Pnömatik Teknik Komitesi CETOP’tan alınan istatistiki bilgilere göre ülkemizde sektörün 2013 yılı sonu itibariyle Pazar büyüklüğü 512 milyon Euro civarında bir değere ulaştığı görülüyor. 2000 yılında bu rakam 130 milyon Euro iken 2008 yılında 190 milyon Euro’ya yükselmiştir. Sektörün 13 yıllık süre içinde yaklaşık olarak 4 kat artmış olduğu hesaplanıyor.

Bu rakamlara bakıldığında Türkiye’nin dünyadaki toplam Pazar Payı 2000 yılında % 0,5 iken 2013 yılında bu oran % 1,4’e yükselmiş bulunmaktadır. Yine CETOP verilerine göre 16 Avrupa ülkesinin dahil olduğu CETOP bölgesinde Pazar Payımız 2000 yılında % 1,5 iken 2013’te bu oran % 4,7’ye yükselmiş bulunmaktadır. Tüm bu verilere göre 2000 yılından bu yana pazarın en hızlı büyüyen ülkesi Türkiye olarak gözüküyor. Ancak, daha çok AKDER vasıtasıyla yapılan sektör boyutu araştırmalarında uygulanan istatistik metodları geçmişe oranla daha güvenilir değerler içerdiğinden 2000 yılı öncesi değerlerin doğruluğu tartışılabilir.

TÜİK verilerine göre, Türkiye’nin ihracatını son 10 yılda en çok arttıran ilk üç sektörden biri olan ‘’Makina ve Aksamları’’ sektöründeki gelişme, Hidrolik ve Pnömatik sektörüne de yansımış olduğu gözükmektedir. Hidrolik ve Pnömatik Sektörü’nün dünya genelindeki sıralaması, üretim olarak ilk sırada Almanya olmak üzere Avrupa Birliği ülkeleri, ABD, Çin ve Japonya başı çekiyor. İhracatçı ülkeler arasında da Almanya ilk sırayı alıyor. Bu ülkelerin toplam üretimi dünya Hidrolik ve Pnömatik pazarının % 70’ini buluyor.

Hidrolik ve Pnömatik konusu ile iştigal eden yan sanayi dahil tüm ithalat, üretim, satış ve mühendislik işletmelerinin sayısı 500’ü aşmış bulunmaktadır. Sektörel yayın organlarından alınan bilgiye göre ise bu rakam 700 civarındadır. Bu işletmelerde çalışan sayısı ise yaklaşık 10.000 civarında olduğu tahmin ediliyor.

Ülkemizde 1970’li yıllarda uçak hurdaları ile başladığı varsayılan Hidrolik ve Pnömatik Sektörü yaklaşık olarak 40 yılda yaklaşık 500 milyon Euro’luk bir boyuta ulaşmıştır.Önümüzdeki yıllarda, Hidrolik ve Pnömatik sektörüne giderek daha çok entegre olan elektronik teknolojilerle birlikte iş hacminin ve Pazar boyutunun daha da gelişeceğine inanılıyor.

Bu sektörde çalışmaya nasıl karar verdiniz?
1980 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Makina Fakültesi’nden mezun olur olmaz son öğretim yılında seçmeli olarak aldığım Hidrolik Devreler dersi iş alanım olarak sektörü seçmeme neden oldu diyebilirim. O dönemde Hidrolik ve Pnömatik teknolojisi neredeyse hiç bilinmeyen ve bir o kadar da korkulan bir alana sahipti. Yurt dışından gelen nerdeyse bütün makinalarda Hidrolik ve Pnömatik sıklıkla karşımıza çıkıyordu. Hem ilgi duyduğum hem de gelecek gördüğüm için bu alanı severek seçtim diyebilirim. İlk işimden başlayarak bugüne kadar da hep bu alanda hizmet verdim halen de veriyorum. Mesleğin ilk yıllarında sadece ithalat yolu ile getirilen malzemelerle daha basit proje ve sistem oluşturuyorken şimdi artık yerli ürünlerin de içinde bulunduğu daha da komplike sistemler yapıyoruz.
Modern Hidrolik ve Pnömatiğin ilk kuşak mühendisleri olarak sektörün birtakım sosyal yüklerini de gururla taşımak ve paylaşmak zorunda kaldık. Sektörün Mühendis düzeyindeki ilk Türkçe Hidrolik ve Pnömatik kitaplarının hazırlanmasının yanısıra, sektörün temsilciliğini üstlenmiş olan Akder Akışkan Gücü Derneği’nin 3. Dönem Yönetim Kurulu Başkanlığı, yine Sektör ve MMO olarak düzenlenen Ulusal Hidrolik ve Pnömatik Kongrelerinde Başkanlık ,muhtelif Üniversite ve Yüksek Okullarda eğitmenlik gibi birçok alanda sektörümüzün kalkınması için görevler aldık.Kongrelerle başlayan Sektör ve MMO ilişkileri ise bu alanda odamıza da muhtelif sayıda yayınlar kazandırdı ve kazandırmaya da devam ediyor.

Yeni mezun olup bu sektörde çalışacak mühendisler için nasıl önerilerde bulunursunuz?

İşte burası çok önemli ve can alıcı bir nokta. Yeni mezun Mühendislere, empati ve ileriyi görme yeteneklerinin geliştirilmesi gibi bilinen sosyal söylemlerin yanında kaliteli, kendini sürekli olarak geliştiren, çağdaş ve modern bilgilerle donatılmış Sistem Mühendisliği alanı önerebileceğim ilk alan olacaktır. Hidrolik ve Pnömatik tahrikli makina üreticilerinin, kullanıcıların ve bilhassa bu sektörde hizmet veren kuruluşların ihtiyaç duydukları, yetişmiş teknik eleman ve sistem mühendisliğinde varolan boşluk halen doldurulamamıştır. İhtiyaç ciddi boyutlardadır. İlgi duyan tüm yeni meslektaşlarıma okullarında bu eğitimi almış olmasalar da nitelikli eleman yetiştirme konusunda periyodik eğitimler düzenleyen AKDER Hidrolik ve Pnömatik eğitimlerine katılmalarını öneriyorum. Bu eğitimler varolan bilgilere daha kesin ve kalıcı itici bir güç katacaktır.
Kalkınma yoluna girmiş olan ülkemizde Hidrolik Pnömatik ve Otomasyonun yaygınlaştırılması, yeni kadroların yanısıra mevcut teknik kadroların bu alanda eğitilmesi ve kullanım potansiyelinin oluşturulmasına bağlıdır.

Şemsettin Işıl

Hidrolik ve Pnömatik Sektörü – Ali Haydar Karaçam Röportajı

Hidrolik ve Pnömatik Sektöründe geniş bir deneyime sahipsiniz; sektörün durumu ve geleceği hakkında bize biraz bilgi verebilir misiniz?
Hidrolik ve Pnömatik sektörü dünyada 1950 sonrası hızlı ilerleme kaydetmiş olmasına rağmen Türkiye’de 1980 sonrası gelişmeye başlamış ve ürünleri sanayinin her alanında kullanılmasına rağmen demir – çelik , makina sektöründe kullanım daha yoğundur. Son yıllarda elektronik sanayinin hızlı gelişimi ile beraber hareket iletim ve kontrollerinde servo motor, sürücü ve vidalı mil kullanılmasına rağmen büyük kuvvetlerin oluşturulması, iletilmesi alanında hidrolik yakın gelecekte de rakipsiz olacaktır.

Dünyada bu sektörün satışları yaklaşık 38 Milyar Euro bir değer oluşturmakta (2013 yılı değeri), Ülkemizde ise 500 Milyon Euro luk bir değer oluşturduğu (2013 yılı değeri) düşünülür ise bu sektörde ülke olarak daha alacak çok yolumuz olduğu görülmektedir.

Ülkemizde pnömatik alanında; valfler, filtreler, regülatörler, yağlayıcılar, silindirler geniş bir ürün seçeneği ile ve oldukça kaliteli olarak üretilmektedir. Hidrolik alanında ise; silindirler, valfler (kollu valfler, emniyet valfleri), dişli pompalar, bağlantı elemanları,  güç üniteleri yerli imal edilmelerine rağmen katma değeri yüksek olan ürünler ithal edilmektedir (hidrolik valfler, servo valfler, değişken deplasmanlı pompalar v.s.). Proje hazırlama ve uygulama konusunda oldukça iyi bir altyapıya sahip olduğumuzu, özel uygulamaların yapıldığını ve ihraç edildiğini de gurur duyarak ifade etmek isterim.

Bu sektörde çalışmaya nasıl karar verdiniz?

Üniversiteyi 4 yılda bitirince (hiç tahmin etmiyordum) staj eksikliğinden dolayı mezun olamıyordum ve bir an önce stajımı yapmam gerekiyordu. Özel makina imalatı yapan bir yakınımın tavsiyesi ve yardımı ile sektörün yerli imalat yapan en eski ve öncü firmalarından olan Mert Akışkan Gücü san. ve Tic. A.Ş. de staj yaptım ve orada çalışmaya başladım. Çok dinamik bir sektör olması sebebi ile kendinizi sürekli geliştirme imkanı buluyorsunuz, mühendisliğinizi kullanıyorsunuz ve tabi ki bu dinamiklik beraberinde stresli bir iş yaşamı getirmesine rağmen yaptığınız işler size büyük haz veriyor, sürekli öğrenme ihtiyacı hissediyor ve bu öğrendiklerinizi de uygulama imkanı buluyorsunuz. Ben de  mesleğimi çok sevdiğim için  hala bu sektörde ve Mert Akışkan Gücü San. Ve Tic. A.Ş. de çalışmaya devam ettiğimi onur duyarak ifade ediyorum.

Yeni mezun olup bu sektörde çalışacak mühendisler için nasıl önerilerde bulunursunuz?

Yukarıda da ifade ettiğim gibi sektörümüz hızla gelişen bir sektör, teknik eleman ihtiyacı artarak devam ediyor. Satış, proje, imalat ve servis hizmetlerinde sürekli mühendislik bilgilerinizi kullanmanız gerekmektedir. Bu nedenle gerek imalat gerekse hizmet üretimi kısmında çalışın hiç farketmez hem kendi sektörünüzü, hem de ilgili olan birçok sektörü öğrenme imkanı buluyorsunuz. Bu sayede rahatlıkla iş bulabilirsiniz veya kendi işinizi kurabilirsiniz. Bu anlamda yeni mezun olan meslektaşlarıma tavsiyem, kendilerini geliştirebilecekleri ve öğrendiklerini uygulayabilecekleri sektörleri tercih etmeleri, maddi olanakları ilk başta göz ardı etmeleri ve en az bir yabancı dil öğrenmeleri, sevecekleri ve isteyerek yapacakları bir dalda uzmanlaşmaları, Meslek odalarına sahip çıkarak muhakkak bir birimde görev almalar hem mesleki hem de sosyal anlamda gelişmelerine katkı sağlayacaktır. Çünkü meslek odamızda gönüllü görev yapan mesleğinde uzman, birikimli çok değerli arkadaşlarımız  var.

Sektörümüzü tanıtma ve kısa da olsa görüşlerimi genç meslektaşlarıma aktarma olanağı tanıdığınız için size teşekkür ederim. Ayrıca odamızda  yönetimlerde ve komisyonlarda gönüllü olarak görev alan, çalışan  değerli meslektaşlarıma ve çalışma arkadaşlarımıza başarılar dilerim.

Ali Haydar Karaçam

Satış – İş Geliştirme Derya Çuha Röportajı

1967 İstanbul doğumludur. 1988 yılında Yıldız Teknik Üniversitesi Makina Mühendisliği Bölümünden mezun olmuş ve 1992 yılında Portsmouth Politeknik’te İleri İmalat Teknolojileri konusunda yüksek lisans yapmıştır. 20 yıldır pompa sek-töründe çalışmakta olan Çuha, şu an Grundfos’ta Satış Direktörü olarak çalışmaktadır ve enerji tasarrufu konusu özel ilgi alanıdır. İş geliştirme ve Satış Alanı üzerine sorularımıza beraber yanıt aradık.

MÜHENDİSLER, ANALİTİK DÜŞÜNME YETENEĞİNE SAHİP OLDUKLARINDAN DOLAYI, TEKNİK ÜRÜN KULLANICI MÜŞTERİLERİNE AKILCI VE HIZLI ÇÖZÜMLER SUNABİLMEKTE VE BU SAYEDE MÜŞTERİLERİNİN GÜVENİNİ DAHA KOLAY VE HIZLI KAZANABİLMEKTEDİRLER. MÜŞTERİYE EMPATİ İLE YAKLAŞIP ÖNCE MÜŞTERİYİ DİNLEMELİ, MÜŞTERİNİN SORUNLARINI AKILCI SORULARLA ÖĞRENMELİ.

DERYA Bey Sizce Mühendis Kimdir ?
Bunun cevabı için sözlüklerden bakın lütfen 🙂 Bana sorarsanız: İnsanın konforlu bir dünyada rahat, kolay ve uzun yıllar yaşaması için her tür kolaylığı düşünüp tasarlayan, üreten ve eserler meydana getiren kişilerdir derim.
İş Geliştirme ve Satış Alanında Çalışacak Olan Mühendisler Kendilerini Hangi Alanda Geliştirmeleri Gerekir ?
İnsanlarla iletişim kurmayı seven, empati yapabilen, insanlara güven veren bir kişiliğe sahip olması ve ofis dışında çalışmaktan zevk alması, satış mesleğinde başarılı olmasına büyük katkı yapacak kişisel özelliklerdir. Mühendisler analitik düşünme yeteneğine sahip olduklarından dolayı, teknik ürün kullanıcı müşterilerine akılcı ve hızlı çözümler sunabilmekte ve bu sayede müşterilerinin güvenini daha kolay ve hızlı kazanabilmektedirler.
Satış Mühendisliği Alanında En Önemli Kavramlardan Biri İletişimdir Kuşkusuz… Müşteriyle İletişim Kurarken Nelere Dikkat Edilmesi Gerekmektedir?
Satış mühendisi müşteriye empati ile yaklaşıp, önce müşterisini dinlemeli, müşte- rinin sorunlarını akılcı sorularla öğrenmeli ve bu öğrendiği bilgiler yardımıyla müşterisine en uygun ürünü ve çözümü sunmalıdır.
Son Olarak Bu Alanda Çalışacak Olan Mühendislere Tavsiyeleriniz Nelerdir?
Benim öncelikle tavsiyem, satacakları teknik ürünlerin kolay basit bir ürün olmamasına dikkat etmeleri, sistem çözümlerini/uygulamalarını içeren ve bu çözümlere mühendislik bilgilerini aktarabilecekleri bir konuda çalışmaları ve satış yapacakları kişilerin de teknik insanlar ve kurumsal firmalar olmasına dikkat etmeleri yönündedir.
DERYA
ÇUHA

Satış -İş Geliştirme Okan Sever Röportajı

Yıldız Teknik Üniversitesi Makina Mühendisliği Bölümü mezunu olan Okan Sever, yüksek lisansını da aynı üniversite ve alanda yapmış. MMO’da aktif olarak görev yapmasının yanı sıra TTMD ve ICC üyesi olup ASHRAE “Deprem ve Rüzgar Koruması Komitesi” aktif üyesidir.
Okan Sever ile “Satış ve İş Geliştirme” alanı üzerine sohbet ettik. Ulus Yapı Tesisat Malzemeleri A.Ş. de Genel Müdür olan Okan Sever iş hayatının bir bölümünde Satış ve Pazarlama eğitimine ağırlık vermiş.

OKAN Bey Sizce Mühendis Kimdir ?
İnsanın konforlu bir dünyada rahat ve uzun yıllar yaşaması için her tür kolaylığı düşünüp tasarlayan, üreten ve eserler meydana getiren kişilerdir diyebilirim. Tabii böyle bir tanım yaparak mühendislerin aslında hayatın her alanda etkisi olduğunu da söylemiş oluyoruz aynı zamanda.
İş Geliştirme ve Satış Alanında Çalışacak Olan Mühendisler Kendilerini Hangi Alanda Geliştirmeleri Gerekir ?
İnsanlarla iletişim kurmayı seven, empati yapabilen, insanlara güven veren bir kişiliğe sahip olması ve ofis dışında çalışmaktan zevk alması satış ve pazarlama alanında başarılı olunmasına büyük katkı sağlayacak kişisel özelliklerdir.
Mühendisler analitik düşünme yeteneğine sahip olduklarından dolayı, teknik ürün kullanan müşterilerine akılcı ve hızlı çözümler sunabilmekte ve bu sayede müşterilerinin güvenini daha kolay ve hızlı kazanabilmektedirler. Tabii en önemli konulardan biri de satışı yapılmak istenen ürünün teknik özelliklerinin çok iyi bilinmesi gerekmektedir. Çünkü müşteriler satın almayı düşündükleri ürünler hakkında doğal olarak en ince ayrıntısına kadar bilgi edinmeyi, ürünün avantaj ve dezavantajlarını anlamaya çalışırlar.
Bu yüzden satışını gerçekleştirdiğiniz ürüne hakim olmak zorundasınızdır. Ayrıca bu alanda çalışmayı düşünen arkadaşların ikna kabiliyetlerinin gelişmiş olması ve özgüvenli olmaları da önemli etkenlerdir.
Satış Mühendisliği Alanında En Önemli Kavramlardan Biri İletişimdir Kuşkusuz… Müşteriyle İletişim Kurarken Nelere Dikkat Edilmesi Gerekmektedir?
İletişim tabii ki bu alanda çalışacak olan arkadaşlar için en önemli kavramlardan birisidir. Karşınızdaki insanla sağlıklı bir iletişim kuramazsanız ürününüz ne kadar iyi olursa olsun baştan kaybetmiş olursunuz.
Satış mühendisi önce müşteriyi iyice dinlemeli ve empati kurabilmelidir. Ancak bu şekilde müşterinin tam olarak sizden neler talep ettiğini anlayabilir ve taleplere cevap verebilirsiniz. Bence sorular da çok önemli bir yere sahiptir iletişim sürecinde.
İyi bir satış mühendisi, müşterinin sorun ve isteklerini akılcı sorularla öğrenmeli ve öğrendiği bilgiler yardımıyla müşterisine en uygun ürünü ve çözümü sunabilmelidir. Yani kısaca söylersek satış mühendisleri ancak müşteriyle iyi bir iletişim süreci geliştirebilirlerse başarılı olurlar.
Son Olarak Bu Alanda Çalışacak Olan Mühendislere Tavsiyeleriniz Nelerdir?
Benim öncelikle tavsiyem, satışını gerçekleştirecekleri teknik ürünlerin kolay ve basit bir ürün olmamasına dikkat etmeleri, sistem çözümlerini/uygulamalarını içeren ve bu çözümlere mühendislik bilgilerini aktarabilecekleri bir konuda çalışmalarıdır. Ayrıca müşteri kitlesini belirlerken kişilerin teknik insanlar ve kurumsal firmalar olmasına dikkat etmeleri gerekmektedir. Kendilerini hem mesleki hem de çalışma ilişkileri açısından geliştirecek seçimler yapmaya çalışmalıdırlar. Ancak bu şekilde sektörde kalıcı olma imkanına sahip olabilirler.
Okan
SEVER

Sevgili Yeni Mezun, Sadece Sen Korkmuyorsun

entrepreneur.com editörlerinden, Kariyer Danışmanı ve Yazar Sarah Vermunt, yeni mezunların kariyer endişelerine ve yaşadıkları sorunlara yönelik kaleme aldığı mektubunda bambaşka bir perspektiften onlara çok özel tavsiyelerde bulunuyor.

graduation boy and girl

 

“Sevgili yeni mezun,

Tahmin ediyorum ki şu an freni patlamış bir araba misali üzerine gelen belirsiz geleceğinle baş başasın. Bir şeyler yapmak, en iyi kararı vermek ve geleceğini şimdiden kurmak istiyorsun ama ne yapman gerektiğine dair çok da fikrin yok. Oysa herkes sana bir şeyler yapman gerektiğini söylüyor.

Hayalindeki işi ve onu nasıl yapman gerektiğini bilmen gerekiyor. Öğrenci kredini nasıl ödemen gerektiğini bilmen gerekiyor. Geleceğin hakkında net bir vizyonun olması gerekiyor. Aileni mutlu etmen gerekiyor, çok ama çok başarılı olman gerekiyor…

Şimdi biraz gerçeklerden bahsedelim. Hiçbirimiz tam olarak her şeyi bilmiyoruz. Çalışmaya başladıktan yıllar sonra bile bunun net olmadığını göreceksin. Yaş ve deneyimden bağımsız geleceği görmek, gelecekte neler olacağını kestirebilmek imkansız. İşte bunu sana kimse söylemedi, iş hayatı zor ve maalesef mükemmel plan diye bir şey yok. Her işte bir risk var ve insanların sana söylediğinin aksine işler çok çalışırsak bile yolunda gitmeyebiliyor.

Sadece sen korkmuyorsun. Yeni mezunlar kadar mevcut çalışanlar da pek çok konuda endişeli. İş hayatına başlamak demek tüm sorunların sona ermesi anlamına gelmiyor. Hayat iyi ve kötü şeylerin bir arada olduğu bir yol ve bunu en başta kabul etmek gerekiyor.

İster inan ister inanma bu çok iyi bir şey. Bu şekilde düşünmek seni en azından neyi yapmayı asla istemediğine yaklaştırır. Yapabileceğin en iyi şeyi bilmediğin için endişelenmemelisin. Yapmaktan nefret edeceğin iş sana çok daha fazla yol gösterecektir. İçgüdülerine güvenmelisin. Işık gördüğün, sana kendini iyi hissettiren bir işin mutlaka peşinden koş. Heves ve heyecan, yaşayacağın sıkıntıların üstesinden daha kolay gelmeni sağlar.

Meslekte ilerleme yolu son derece engebeli, dönemeçli, inişli çıkışlı bir yol. Hatta bazen kendini onca zaman sonra yolun tekrar başına dönmüş bulabilirsin. Sakın üzülme. Hayat bu. Emin ol ki deneyim her zaman güç katar ve çok şey öğretir.

Merak etme, eninde sonunda mücadele edeceksin. Zorlanacaksın, mutlu olacaksın, yorulacaksın. Ama yolunu mutlaka bulacaksın. Şimdiden ne yapman gerektiğini bilmiyorsan asla stres yapma. Bunu anlamanın zaman alacağını deneyim edindikçe göreceksin. Önemli olan yoldaki işaretlere dikkat etmek. Eğer içgüdülerine ve yeteneklerine güvenir, rahat ve dikkatli olursan senin için belirecek fırsatları da kolaylıkla görebilirsin.

Hayatta çok fazla yapılacak şey ve görülecek yer var, zaman da hızla geçiyor. “Şimdi ne yapacağım?” sorusunu bir kenara bırak ve yaşamana bak. Yolunu deneyimleyerek bulacaksın.”

Kişisel Swot Analizi

KİŞİSEL SWOT ANALİZİ
Bu sayının dosya konusunda kendimiz ile ilgilenelim istedik.
Kimiz sorusunu sorduğumuz şu dünyada felsefe yönlü cevaplarımız içinde yer tutan aslında iş hayatımızda ve özel hayatımızda bizi mutlu edecek durumların peşinden koşmaktayız.

Okul bitti mezun olduk ve ilk karşılaştığımız şey gerçekler bir iş gerekli ama nasıl bir iş hangi alanda ve oraya nasıl ulaşırım? Sorular, sorular…
Önce kendimizi tanımaktan ve yetilerimizi, bu güne kadar biriktirdiklerimizi fark etmekten başlayalım.

SWOT
SWOT kısaltması İngilizce Strength, Weaknesses, Opportunities, Threats kelimelerinin baş harflerinden oluşmaktadır. Türkçe kaynaklarda SWOT yerine bu İngilizce ifadelerin Türkçe karşılıkları olan Güçlü, Zayıf, Fırsat ve Tehdit kelimelerinin baş harflerinin birleşiminden oluşan GZFT kısaltması kullanılabilmektedir. SWOT Analizi açılımındaki kelimelerden de anlaşılacağı üzere organizasyonun güçlü ve zayıf yönlerini, fırsat ve tehditleri analiz eden bir stratejik planlama metodudur. Organizasyon için belirlenmiş olan hedeflerin gerçekleştirilmesini olumlu ya da olumsuz yönde etkileyecek olan iç ve dış faktörlerin belirlenmesini sağlar. Bu teknik Albert Humphrey tarafından 1960 ve 1970li yıllar arasında Stanford Üniversitesinde yapılan bir araştırma projesini yönetirken kullanıldığından Albert Humphrey adı ile anılmaktadır. Ancak bu araştırmanın karşılığında bilimsel literatürde herhangi bir yayın bulunmamasından dolayı SWOT Analizinin Albert Humphrey adına akredite edilmesi bazı bilimsel çevreler tarafından doğru bulunmamaktadır.
SWOT(GZFT) Analizinin terimleri şu şeklide açıklanabilir:
• Güçlü Yönler: Organizasyonun belirlediği hedeflere ulaşabilmesi için kendisine avantaj sağlayacak öznitelikleridir
• Zayıf Yönler: Organizasyonun belirlediği hedeflere ulaşabilmesinde kendisi için dezavantaj olan öznitelikleridir
• Fırsatlar: Hedeflere ulaşılabilmesinde organizasyona yardımcı olacak dış çevre koşullarıdır
• Tehditler: Hedeflere ulaşılabilmesinde organizasyonun performansını düşürecek olan dış çevre koşullarıdır

Swot analizi yukarıda belirtildiği çıkışı organizasyonlar için olmuş olsa bile, birey komplike bir organizasyon olarak düşündüğümüzde bu analizi bu biçimde uygulayabiliriz.
Güçlü yönlerinizi düşünün; yetenekleriniz, yetileriniz, neyi çok iyi yapıyorsunuz, başarıları olduğunuz durumlar, alanlar vb.
Zayıf yönlerinizi düşünün; iyi yapamadığınızı düşündüğünüz konular, eksik bulduğunuz yetkinlikler (dil bilgisi, program vb.) Olumsuz olabileceğini düşündüğünüz kişisel özellikleriniz nedir?
Fırsatlar; İş alanınızda yeni gelişmeler, bağlantılarınız.
Tehditler; gelişiminiz ya da amacınıza ulaşmak için engel olabilecek durumlar, yetkinliklerinizi yeni gelişmelere göre değiştirmeme olasılığınız, zayıf yönleriniz sizin için bir tehdit olabilir mi?
Bu verileri yazarken olabildiğince objektif olmaya çalışın. Analizi yaptıktan sonra kendinizi tekrar gözden geçirin, güçlü yönlerinize odaklanın ancak ardından geliştirmeniz gereken yönleriniz için planlamalar yapmaya başlayın.