Hidrolik ve Pnömatik Sektörü – Şemsettin Işıl Röportajı

By | 24 Şubat 2016

Şemsettin bey, Hidrolik ve Pnömatik Sektöründe geniş bir deneyime sahipsiniz; sektörün durumu ve geleceği hakkında bize biraz bilgi verebilir misiniz?

Hidrolik ve Pnömatik Sektörü modern anlamda gelişmeye 1980 ve sonrasında başlamıştır diyebiliyoruz. İlk yıllarda daha çok komponent (devre elemanları) ithalatı ve yedek parça satışı konularında faaliyet gösteren firmalar, ülkemizde gelişen makina imalat sektörüne paralel olarak önceleri Pnömatik daha sonra da Hidrolik komponentleri tek veya seri olarak üretmeye başlamışlardır. Bu üretimlerin devamında proje ve tasarım hizmetleri ve Hidrolik Güç Üniteleri üretimi de gelişerek devam etmiştir.

Önceleri yurtdışı markaların Türkiye Temsilcilikleri niteliğinde ve daha çok ithalatçı kimliği ile varolan sektörde, son yıllarda yerli seri üretim imkanlarıyla ihracat yapar hale gelen firma sayısı da artmaya başlamıştır.

1990’lı yıllardan itibaren yabancı sermayeli kuruluşların da Türkiye’de bu alanda yatırım yapmaları (Festo, Bosch Rexroth, Parker, Hydac, SMC, Eaton vs.) gelişmeyi hızlandırmıştır. Yerli ve yabancı sermayeli üreticiler, ithalatçılar, mühendislik firmaları, satıcılar ve tesisat montajcıları olarak dallara ayırabileceğimiz bu kuruluşlar sektörün bütününü oluşturmaktadır.

Sektörün temsilcisi dernek olan AKDER Akışkan Gücü Derneği ve Avrupa Hidrolik ve Pnömatik Teknik Komitesi CETOP’tan alınan istatistiki bilgilere göre ülkemizde sektörün 2013 yılı sonu itibariyle Pazar büyüklüğü 512 milyon Euro civarında bir değere ulaştığı görülüyor. 2000 yılında bu rakam 130 milyon Euro iken 2008 yılında 190 milyon Euro’ya yükselmiştir. Sektörün 13 yıllık süre içinde yaklaşık olarak 4 kat artmış olduğu hesaplanıyor.

Bu rakamlara bakıldığında Türkiye’nin dünyadaki toplam Pazar Payı 2000 yılında % 0,5 iken 2013 yılında bu oran % 1,4’e yükselmiş bulunmaktadır. Yine CETOP verilerine göre 16 Avrupa ülkesinin dahil olduğu CETOP bölgesinde Pazar Payımız 2000 yılında % 1,5 iken 2013’te bu oran % 4,7’ye yükselmiş bulunmaktadır. Tüm bu verilere göre 2000 yılından bu yana pazarın en hızlı büyüyen ülkesi Türkiye olarak gözüküyor. Ancak, daha çok AKDER vasıtasıyla yapılan sektör boyutu araştırmalarında uygulanan istatistik metodları geçmişe oranla daha güvenilir değerler içerdiğinden 2000 yılı öncesi değerlerin doğruluğu tartışılabilir.

TÜİK verilerine göre, Türkiye’nin ihracatını son 10 yılda en çok arttıran ilk üç sektörden biri olan ‘’Makina ve Aksamları’’ sektöründeki gelişme, Hidrolik ve Pnömatik sektörüne de yansımış olduğu gözükmektedir. Hidrolik ve Pnömatik Sektörü’nün dünya genelindeki sıralaması, üretim olarak ilk sırada Almanya olmak üzere Avrupa Birliği ülkeleri, ABD, Çin ve Japonya başı çekiyor. İhracatçı ülkeler arasında da Almanya ilk sırayı alıyor. Bu ülkelerin toplam üretimi dünya Hidrolik ve Pnömatik pazarının % 70’ini buluyor.

Hidrolik ve Pnömatik konusu ile iştigal eden yan sanayi dahil tüm ithalat, üretim, satış ve mühendislik işletmelerinin sayısı 500’ü aşmış bulunmaktadır. Sektörel yayın organlarından alınan bilgiye göre ise bu rakam 700 civarındadır. Bu işletmelerde çalışan sayısı ise yaklaşık 10.000 civarında olduğu tahmin ediliyor.

Ülkemizde 1970’li yıllarda uçak hurdaları ile başladığı varsayılan Hidrolik ve Pnömatik Sektörü yaklaşık olarak 40 yılda yaklaşık 500 milyon Euro’luk bir boyuta ulaşmıştır.Önümüzdeki yıllarda, Hidrolik ve Pnömatik sektörüne giderek daha çok entegre olan elektronik teknolojilerle birlikte iş hacminin ve Pazar boyutunun daha da gelişeceğine inanılıyor.

Bu sektörde çalışmaya nasıl karar verdiniz?
1980 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Makina Fakültesi’nden mezun olur olmaz son öğretim yılında seçmeli olarak aldığım Hidrolik Devreler dersi iş alanım olarak sektörü seçmeme neden oldu diyebilirim. O dönemde Hidrolik ve Pnömatik teknolojisi neredeyse hiç bilinmeyen ve bir o kadar da korkulan bir alana sahipti. Yurt dışından gelen nerdeyse bütün makinalarda Hidrolik ve Pnömatik sıklıkla karşımıza çıkıyordu. Hem ilgi duyduğum hem de gelecek gördüğüm için bu alanı severek seçtim diyebilirim. İlk işimden başlayarak bugüne kadar da hep bu alanda hizmet verdim halen de veriyorum. Mesleğin ilk yıllarında sadece ithalat yolu ile getirilen malzemelerle daha basit proje ve sistem oluşturuyorken şimdi artık yerli ürünlerin de içinde bulunduğu daha da komplike sistemler yapıyoruz.
Modern Hidrolik ve Pnömatiğin ilk kuşak mühendisleri olarak sektörün birtakım sosyal yüklerini de gururla taşımak ve paylaşmak zorunda kaldık. Sektörün Mühendis düzeyindeki ilk Türkçe Hidrolik ve Pnömatik kitaplarının hazırlanmasının yanısıra, sektörün temsilciliğini üstlenmiş olan Akder Akışkan Gücü Derneği’nin 3. Dönem Yönetim Kurulu Başkanlığı, yine Sektör ve MMO olarak düzenlenen Ulusal Hidrolik ve Pnömatik Kongrelerinde Başkanlık ,muhtelif Üniversite ve Yüksek Okullarda eğitmenlik gibi birçok alanda sektörümüzün kalkınması için görevler aldık.Kongrelerle başlayan Sektör ve MMO ilişkileri ise bu alanda odamıza da muhtelif sayıda yayınlar kazandırdı ve kazandırmaya da devam ediyor.

Yeni mezun olup bu sektörde çalışacak mühendisler için nasıl önerilerde bulunursunuz?

İşte burası çok önemli ve can alıcı bir nokta. Yeni mezun Mühendislere, empati ve ileriyi görme yeteneklerinin geliştirilmesi gibi bilinen sosyal söylemlerin yanında kaliteli, kendini sürekli olarak geliştiren, çağdaş ve modern bilgilerle donatılmış Sistem Mühendisliği alanı önerebileceğim ilk alan olacaktır. Hidrolik ve Pnömatik tahrikli makina üreticilerinin, kullanıcıların ve bilhassa bu sektörde hizmet veren kuruluşların ihtiyaç duydukları, yetişmiş teknik eleman ve sistem mühendisliğinde varolan boşluk halen doldurulamamıştır. İhtiyaç ciddi boyutlardadır. İlgi duyan tüm yeni meslektaşlarıma okullarında bu eğitimi almış olmasalar da nitelikli eleman yetiştirme konusunda periyodik eğitimler düzenleyen AKDER Hidrolik ve Pnömatik eğitimlerine katılmalarını öneriyorum. Bu eğitimler varolan bilgilere daha kesin ve kalıcı itici bir güç katacaktır.
Kalkınma yoluna girmiş olan ülkemizde Hidrolik Pnömatik ve Otomasyonun yaygınlaştırılması, yeni kadroların yanısıra mevcut teknik kadroların bu alanda eğitilmesi ve kullanım potansiyelinin oluşturulmasına bağlıdır.

Şemsettin Işıl

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir