Kraliçe Arı Sendromu

By | 24 Mart 2016

        Kraliçe arı sendromu’ bayatlamış cinsiyet ayrımcılığına dayalı bir önyargıdan ibaret olup…

İş yaşamında kullanılan bu tanımlama arı kovanından ve kovandaki kraliçe arının durumundan geliştirilmiştir.  Kraliçe arının kovanda tek olması ve diğer tüm arıların ona özen göstermesi, tekliğinin farkında olması ile iktidarını sürdürmek için gösterdiği mücadeleden türetilmiştir.

Bu kavram 1973 yilinda Toby Epstein Jayarante, Carol Tavris ve Graham L. Staines tarafindan yapilan calismalarla ortaya atilmistır.

Bu kavram kadın yöneticilerin iktidarını ve gücünü korumak için “erkek gibi davranma” rakip gördüğü diğer kadınlara engelleyici davranışlarda bulunma ya da mobbing uygulama biçiminde ve Erkek egemen ortamlarda ayrı ayrı başarılı olan ve yüksek statüye ulaşmada toplumsal cinsiyet kalıplarını onaylama olasılığı yüksek olan kadınları anlatır bu sendrom (Blau; 2007: 13). Çalışma hayatından özellikle üst kademede bulunan kadınların, diğer kadınları ezerek, yok sayarak yönetme durumu olarak özetleniyor.

Yaygın olarak kavram bu biçimde açıklanıyor. Ancak zaten iş yaşamına zorlukla devam eden ve kadın olmaktan kaynaklı yaşadığı ayrımcılık, hem iş hem de toplumun her alanında karşına çıkan bir kadın yönetici neden böyle davranır? Ya da bu çok yaygın olarak kullanılan kavram bir ön yargıdan mı ibarettir.

Kadınlar iş yaşamında sistemin diğer erkekleri de içine aldığı gibi rekabet, hırs ve kendini sürekli ispat etmek üzerine kurulu bir sistemde kadınların ataerkil toplum değerleri ve geleneksel roller, cinsiyet temelli ayrışma/ayrıştırma, başarı/zirve/yalnızlık korkusu, (Negiz-Yemen: 2011: 201-202) gibi durumların herbirinin kadınların daha fazla sistemde tutunma ve iktidarlarını koruma üzerine çeşitli yönelimler belirlemeleri kaçınılmaz olabilir.

Kraliçe arı sendromunun bir önyargıdan ibaret olduğunu gösteren Bickford (2011), yapmış olduğu araştırmada başarılı kadınların büyük bir kısmının ekipteki diğer üyeleri desteklemekte ve onların gelişimi için gayret göstermekte olduğunu görmüştür ve bu kadınlar ekip arkadaşlarının başarılarını kendilerine bir tehdit olarak algılamamakta ve bu başarılarla gurur duymaktadır. Bickford’a (2011) göre, ‘Kraliçe arı sendromu’ bayatlamış cinsiyet ayrımcılığına dayalı bir önyargıdan ibaret olup, kadınlara gerekli eğitimin verilmesi ve düzgün rol modellerle desteklenmesi ile kadınlar kariyerlerine yukarı doğru daha sağlam adımlarla ilerleyebileceklerdir. Bickford (2011), kıdemli kişilerin cinsiyet ayırımı gözetmeden oluşturmuş oldukları kadınların adil olarak temsil edildikleri ekiplerdeki kadınlar, erkek egemen davranış kalıpları taklit etme zorunluluğu hissetmemişler ve başarıyı yakalayarak kendilerini ispat etmişlerdir tespitinde bulunmaktadır. Hem bu tespit hem de buraya kadar değinilen hususlar temelinde ‘kraliçe arı sendromu’ iş hayatındaki üst düzey yöneticilik pozisyonunda bulunan kadınların erkeklere oranla çok az bir paya sahip olmasına sebebiyet verecek bir durum olarak değerlendirilmemektedir.

Sonuç olarak Kraliçe Arı sendromunu bireylerin durumundan çok örgütsel aygıtların bu durumu besleyecek özelliklerinin ortadan aldırılması ile önüne geçilebilir. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin getirdiği modellemeler şirketlerin yönetim biçimlerinde de görünmektedir. Eşitlik vurgusu ve kadınların istihdam ve statü olanaklarından daha fazla yararlanmasını sağlayacak yöntemlerin geliştirilmesi ile önüne geçilebilir.

 

Aşırı denetimci olma, iktidarını, gücünü ve neler yapabileceğini herkese ispat etme telaşı, hırslarının profesyonelliğinin önüne geçmesi, işleri değil insanları kontrol etme isteği ve korku yaratarak düzeni sağlama çabasının kadın yöneticilerin kadın çalışanlara uygulaması bu sendrom kapsamında değerlendirilebilir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir